Minos döneminde Girit



Girit’teki Minos saray kültürü MÖ 2000’lerde ortaya çıktı. Minoslular erken dönemden itibaren Mısır dâhil olmak üzere Doğu Akdeniz’deki diğer bölgelerle yakın ilişkiler içindeydi. Arkeolojik kazılarda Minos kültürünün homojen olmadığı ve buluntuların bölgeden bölgeye değiştiği görülmüştür. Dolayısıyla Girit’teki bazı yerleşimlerin çevredeki çeşitli ülkelere hizmet eden birer ticari merkez olarak işlev gördüğü düşünülebilir. Minos uygarlığının çöküşü muhtemelen MÖ 1430 civarında Mikenlerin fethi sonucunda gerçekleşmiştir.

Elimizdeki Bilgiler

Girit’teki Minos uygarlığı Avrupa’nın ilk gelişmiş uygarlığı olarak kabul edilir. Aşağı yukarı MÖ 2000 yıllarda Knossos, Malia, Phaistos ve Petras’ta inşa edilen saraylar politik ve dini seçkin sınıfların meskenleri, dini ritüellerin uygulandığı yönetim merkezleri ve ticaret ürünleri için bağlantı merkezleri olarak hizmet verirdi. Yoğun yerleşim bölgelerinde sofistike içme suyu ve atık su sistemlerine sahip şehirler kuruldu. Karmaşık toplum yapısı, balıkçılar, kürekçiler, gemi kaptanları, askerler, kâtipler, çömlekçiler, ressamlar, yapı ustaları, mimarlar ve müzisyenler gibi uzmanlık gerektiren mesleklerin ortaya çıkmasına olanak sağlardı.

Sarayların ortaya çıkmasına yazının başlangıcı eşlik etti ve Doğu Akdeniz’in diğer bölgeleri ile ticari ilişkiler yoğunlaştı. Arkeolojik buluntular Minos kültürünün Doğu Akdeniz’in tamamı üzerinde etkili olduğunu gösterir. Girit’in etkisi, Thera, Kythira, Melos ve Rodos gibi adaların yanında, Milet ve Kıbrıs gibi yerlerde de görülebilir. Girit’in Mısır’la da çok sıkı ilişkiler vardı; MÖ 1400’lere kadar Mısır mezarlarında Giritli temsilcilerin tasvirleri bulunurdu. Mezopotamya’da bulunan yazıtlar da bu bölge ile ilişkilerin olduğuna tanıklık eder.

Eski Saray dönemi MÖ 17. yüzyılda aniden son bulur. Bilim adamlarının çoğu bu yıkıma bir depremin neden olduğuna inanır. Saraylar hızla yeniden inşa edilir; Monastiraki ise tamamıyla terk edilir.

MÖ 1430’larda Girit’in her tarafında yeniden yangın izleri ve yıkımlar saptanmıştır. Bilim adamlarının çoğu bugün, buna Miken saldırılarının sebep olduğu görüşündedir. Kıyı şehirlerinin, Thera (Santorini) yanardağının patlaması ve sonrasında oluşan tsunami sonucu yıkıldıklarına dair yaygın teori ise günümüzde çürütülmüştür. Şiddetli depremler, pazarların kaybı ya da iç karışıklıklar gibi başka hipotezler yeterince ispatlanamamıştır. Ancak Miken yöneticilerinin Knossos sarayını fethettikleri ve en azından MÖ 1375 yılına kadar yönetmeye devam ettikleri kesindir. Her ne kadar ada MÖ 1200’lerdeki olaylardan da etkilendiyse de, Minos-Miken Kültürü MÖ 1050’lere kadar varlığını sürdürmüştür.

Öneriler

Doğal afetler yerine istilalar

Girit Saray Kültürü, karakteristik mimarisi, hiyeroglif yazısı ve mühür basma yöntemi dâhil olmak üzere sofistike yönetim sistemi ile o kadar kısa bir sürede ortaya çıkar ki, Suriye/Filistin ve/veya Anadolu’dan aktarılmış olması mümkündür. Girit’teki Orta Bronz Çağı uygarlığının homojen olmadığı görülür. Arkeolojik kazıların ortaya çıkarttığı maddi kültür, sıklıkla sit merkezinden merkezine veya bölgeden bölgeye farklılık gösterir. Dolayısıyla adadaki bazı yerleşimlerin, anakarada bulunan farklı kültürlerin (Luviler dâhil) birer üssü olmuş olması mümkündür. Homeros’un da belirtiği gibi, Girit’te içlerinde kökenlerinin Troia’nın güneyine dayandığı sanılan “asil ruhlu Pelasglar” olmak üzere “çeşitli köklerden ve çeşitli dillerden halklar” yaşardı (Odysseia, 19.172-179).

1700’lerdeki yıkımı bir depremle açıklamak çeşitli nedenlerden dolayı akla yatkın değildir. Girit’te, adanın tamamını etkileyecek depremler oluşturacak kadar uzun tektonik faylar yoktur. Bundan başka, eski saraylarda depremlere özgü zemin sıvılaşmasından kaynaklanan bir zarar görülmez. Apodoulou’da iki metrenin üzerindeki kuru taş duvarlar hiç zarar görmeden ayakta kalmıştır. Monastiraki’de geriye herhangi bir değerli nesne, süs eşyası, bronz obje ya da mühür geride kalmamıştır ve bazı sakinlerin felaketten hemen önce tanrılar onuruna kurban törenleri düzenledikleri anlaşılmaktadır. Yangın izleri, yıkımın doğal bir felaketten kaynaklı olmayıp iç ve dış düşmanların saldırıları sonucu geliştiğine işaret eder.

Muhtemelen MÖ 1628 yılının ilkbaharında başlayan Thera yanardağı patlamasının etkileri abartılmıştır. Volkan patlaması ile Minos uygarlığının yıkılması aynı döneme denk gelmemektedir. Yalnız Thera Volkanı kraterinin Minos döneminde değil de muhtemelen yüz bin yıl öncesinde oluştuğu bilgisi henüz tam olarak kabul görmemiştir. Krater içerisinde eski çökelti katmanları vardır ve Minos dönemindeki patlamada fışkırtılan süngertaşlarının herhangi bir yerde tektonik yıkıma maruz kalmadığı görülür. Ayrıca ağır bir tektonik yıkımla Akrotiri’deki yerleşimin yerle bir olması gerekirdi. Krater yıkımı olmadan da tsunami oluşmaz.

Bibliografya

Ambraseys, Nicholas N. (1973): “Earth science in archaeology and history.” Antiquity 47, 227-229.
Finkelberg, Margalit (2005): Greeks and Pre-Greeks: Aegean Prehistory and Greek Heroic Tradition. Cambridge University Press, Cambridge, 1-203.
Lohmann, Hans (1998): “Die Santorin-Katastrophe – ein archäologischer Mythos?” In: Naturkatastrophen in der antiken Welt. Eckart Olshausen & Holger Sonnabend (eds.), Stuttgarter Kolloquium zur Historischen Geographie des Altertums, vol. 10, Franz Steiner, Stuttgart, 337-363.
McCoy, Floyd W. & Grant Heiken (2000): Volcanic Hazards and Disasters in Human Antiquity. Geological Society of America Special Papers 345, Geological Society of America, Boulder, Colorado, 1-345.
Niemeier, Wolf-Dietrich (2009): “Milet und Karien vom Neolithikum bis zu den ‘Dunklen Jahrhunderten’ – Mythos und Archäologie.” In: Die Karer und die Anderen. Frank Rumscheid (ed.), Rudolf Habelt, Bonn, 7-25.
Zangger, Eberhard (1998): “Naturkatastrophen in der ägäischen Bronzezeit. Forschungsgeschichte, Signifikanz und Beurteilungskriterien.” In: Naturkatastrophen in der antiken Welt. Eckart Olshausen & Holger Sonnabend (eds.), Stuttgarter Kolloquium zur Historischen Geographie des Altertums 10, Franz Steiner Verlag, Stuttgart, 211-241.


Minosluların Anadolulu göçmenlerin soyundan geldiği neredeyse kesindir.

David Abulafia 2011, 22

Leonard Palmer (Oxford Üniversitesi karşılaştırmalı diller Profesörü) 1965 yılında Lineer A dilinin Luvice olarak tanımlanması gerektiği hipotezini öne sürdü.

Margalit Finkelberg 2005, 52

Orta Tunç Çağı’nda Anadolu’yla Girit arasında ilişkilerin olduğu uzun zamandır biliniyor. Her iki bölgedeki sarayların mimari tarzlarındaki ve pişmiş toprak mühür motiflerindeki benzerlikler… ve Girit’in eski Saray döneminden ele geçen tek değerli metal kabın, Girit’te pişmiş topraktan taklidi üretilen bir Anadolu kabı tipinde olması bu duruma işaret etmektedir.

Wolf-Dietrich Niemeier 2009, 11

Depremlerin… Orta ve Yakın Doğu’daki tarihi gelişmeler üzerinde etkisi çok azdır, hatta hemen hiç etkisi olmamıştır… Kültürel olarak gelişmiş bir devletin çökmesine, hele hele bir uygarlığın sonlanmasına hiçbir zaman neden olmamışlardır.

Nicholas Ambraseys 1973, 230