Luviler neden yoklar?



Anadolu ve Yunanistan’daki Bronz Çağı sit merkezlerinin kapsamlı bir şekilde araştırılması, 19. yüzyılın sonuna doğru başlar. O zaman Almanya’da oldukça yaygın olan Yunan hayranlığı ve Osmanlı Devleti ile süren çekişmeler sonucunda araştırmacılar çabalarını Yunanistan’a yoğunlaştırdılar. Orta Avrupa’nın tamamında iki bin yıl boyunca Troia konusunda hissedilen coşku ve heyecan ise tamamıyla unutuldu.

Elimizdeki Bilgiler

Batı Avrupalı araştırmacı ve maceraperestler, 1870-1910 yılları arasında, Anadolu ve Yunanistan’da, Avrupa tarihyazımcılığının başlangıcından 1000 yıl daha eskiye giden çeşitli önemli yerleşimler tespit ettiler. Alman işadamı Heinrich Schliemann’ın girişimi ve finansmanıyla Kuzeybatı Anadolu’da, jeologlar ve amatör araştırmacıların Troia’nın olduğunu tahmin ettiği Hisarlık tepesinde ilk kazılar yapılmaya başlandı. Burada kazıların kısa sürede başarılı sonuçlar vermesiyle cesaret kazanan Schliemann Yunanistan’da kazılar yapmaya başladı.

Girit’in 1898 yılında Osmanlı İmparatorluğu’ndan özerkliğini kazanmasıyla adada bir düzine kadar kazı yapılmaya başlandı. Bunların en önemlileri İngiliz Arkeolog Arthur Evans’ın yönetiminde Knossos’da yapılanlardı. Berlinli Asurolog Hugo Winckler 1906 yılında, Orta Anadolu’da yer alan Hattuşa’da kazılar yürütmeye başladı. Troia, Mikene, Knossos, Hattuşa ve başka birçok sit merkezinde yapılan araştırmalar sonucunda, Klasik Antik Çağ uygarlığından 1000 yıl daha eskiye giden uygarlıkların varlığı ortaya çıkartıldı.

Arkeologlar kısa süre içinde, Ege bölgesindeki bu erken dönem uygarlıkları konusunda elde edilen bilgileri düzenleme işlemiyle karşı karşıya kaldı. Arthur Evans 1920’dan sonra yayınladığı eserlerde, MÖ 3. ve 2. binyılları için bugün de halen geçerli olan üçlü kronolojiyi (Erken- Orta-, Geç-) oluşturarak Ege’nin protohistoryasının temelini oluşturdu. Evans bu işlemi yaparken üç bölgeyi göz önünde bulundurdu; Anadolu, Yunanistan anakarası ve Girit Adası. Bu bölgelerin her birinde iyi bilinen birer kültür merkezi vardı: Troia, Mikene ve Knossos. Evans, çalışmasında üç uygarlıktan bahsetmesine rağmen bunlardan sadece iki tanesi, adı geçen bölgelerle uyuşuyordu. Knossos, Minos uygarlığının ve Mikene, Miken uygarlığının merkezleriydi. Troia ise tek başına kaldı. Evans Troia’yla belli bir uygarlığı bağdaştırmak yerine, belirli bir politik merkezleri olmamasına ve MÖ 2. binyılda herhangi bir güce sahip olamamalarına rağmen, Ege adalarını bir uygarlık alanıymış gibi gösterdi. Hattuşa bile ilk etapta bu çalışmaların dışında tutuldu.

Öneriler

Bir Yunan hayranı Ege’nin protohistoryasını tanımlıyor

Arthur Evans 1920 yılında Ege’nin erken tarihinin kronolojisini oluştururken, Türkiye ile Yunanistan arasındaki savaş şiddetlenmişti. Bu şartlar altında, Antik Helen kültürüne hayranlığı ile tanınan Evans’ın aklına Türk topraklarında yaşamış eski bir uygarlığı öne çıkarmak gelmezdi. Bu nedenden dolayı Troia, dünyanın en tanınmış katmanlı sit merkezi olmasına rağmen, diğer kültürlerden ayrı olarak algılandı.

100 yıl önceki bu ihmal yüzünden, dünyada Batı Anadolu kadar keşif potansiyeline sahip başka hiçbir yer yoktur. Bütün bu süre boyunca önemli bir kültür tamamen gizli kalmıştır. Ancak Luvilerin belleği Yunanistan, Anadolu ve Mısır’daki birçok belgede muhafaza edilmiştir. Günümüzde sistematik olarak araştırılması gereken yüzlerce arkeolojik sit merkezi söz konusudur.

Luviler Batı Avrupa’nın gelişiminde kilit rol oynamıştır. Grek felsefesi, şiiri ve bilimi Luvilerin kültür mirası üzerinde yükselmiştir. Batı Avrupalılar bin yıl boyunca kökenlerini seçkin bir Luvi şehri olan Troia’nın kraliyet ailesine dayandırmaya çalışmıştır. Aralarında Roma, Paris ve Londra’nın da olduğu yüzlerce Avrupa şehri inşa edilirken Troia’nın örnek alındığı iddia edilmiştir.

Troia’yla ilgili her şey konusunda duyulan bu coşku ve heyecan, Osmanlıların Konstantinopolis’i fethetmesiyle (1453), hatta Viyana’yı kuşatmasıyla (1683) tamamıyla ortadan kayboldu. O tarihlerden itibaren Orta Avrupa’nın entelektüel seçkinleri Troialıların soyundan geldiklerine inanmaktan vazgeçip kendilerine yeni tarihsel modeller aramaya başladılar. Antik Grek ve Roma kültürlerinin seçilmesinin nedeni, muhtemelen bu kültürlerin Doğu Akdeniz çevresindeki büyük bölgelere hâkim olmuş olmalarıydı. Grekçe bilmeyenler aniden Barbar sayılmaya başlandı.

İkinci Dünya Savaşı’nın sonundan sonra, ırksal önyargılara dayanan böyle değerlendirmeler tasvip edilmemeye başlandı. Ancak bu tür düşüncelerin bilinçaltında var olmaya devam ettiği ve Anadolu uygarlıkları konusundaki araştırmaların gecikmesine neden olduğu anlaşılmaktadır. Bunun neticesinde oluşan bilgi deformasyonu ve eksiklikleri yavaş yavaş kapanmaktadır. Ancak Akdeniz’in erken kültürleri konusundaki bilgi haritamız, halen büyük bir boşluk içerir, o da Batı Anadolu’nun Geç Bronz Çağı’dır (MÖ 1800-1200).

Luviler konusunda daha fazla bilgi sahibi olunca, Akdeniz Arkeolojisi ile ilgili sayısız soruyu cevaplamak da mümkün olacaktır. Bu internet sitesinde ele alınan konular aşağıdaki temel varsayımları temel alır:

  1. Batı Anadolu’da, MÖ 2. binyılda, bir arada göz önüne alındıklarında ekonomik ve politik güçleri açısından Minos ve Miken uygarlıklarıyla boy ölçüşebilecek çeşitli küçük ve orta boylu krallıklar mevcuttu.
  2. Bu uygarlığı Luvi kültürü ve bu topraklarda yaşayanları da Luviler diye adlandırıyoruz. Bu terim, etnik bir birimi tanımlamak için değil, kendilerini ne Yunan, ne de Hitit dünyasına ait görmeyen insanlar için genel anlamda kullanılır. Luvi devletleri, potansiyel bir bölgesel güç oluşturmanın yanı sıra, Geç Bronz Çağı’nın sona ermesine katkıda bulunan – ve bugüne kadar görmezden gelinmiş – temel bir unsur teşkil eder.
  3. Luvi uygarlığının bir parçası olan Troia, M.Ö 1800 ile 1200 yılları arasında bölgesel politik güce sahip bir krallıktı. Troia Geç Bronz Çağı’nda Akdeniz bölgesinin en görkemli ve en önemli metropolüydü. Bugün Troia olarak adlandırılan Hisarlık tepesi asıl şehrin sadece küçük bir bölümüdür. Kremlin, Moskova için neyse, uzun bir tarihe sahip, topografik olarak yüksek bir yukarı şehir olan Hisarlık da Troia için oydu.
  4. Troia Savaşı ve Mısır’daki tapınak yazıtlarında tasvir edilen Deniz Kavimleri’nin MÖ 1200’lerdeki saldırıları, aynı olaylar zincirine aittir. Deniz Kavimleri, küçük Luvi krallıklarının oluşturduğu askeri bir ittifaktı. Kısa zamanda oldukça başarılı olan bu ittifak daha sonra küçük Miken krallıklarının oluşturduğu benzer bir ittifak tarafından kendi topraklarında saldırıya uğradı ve yenildi.

Bibliografya

Evans, Arthur (1877): Through Bosnia and the Herzegóvina on Foot. Longmans, Green & Co., London, 1-435.
Fox, Margalit (2013): The Riddle of the Labyrinth. Profile Books, London, 1-363.
Mee, Christopher B. (1982): Rhodes in the Bronze Age. Aris & Phillips, Warminster, 1-149.
Zangger, Eberhard (1994): Ein neuer Kampf um Troia – Archäologie in der Krise. Droemer, München, 1-352.
Zangger, Eberhard (1995): “Who were the Sea People?” Aramco World (May/June), 21-31.


Karşılaştığım her Barbarın kendini bir insan ve benim kardeşim olarak nitelendirmesi beni bağlamaz. Ben bazı ırkların daha düșük düzeyde olduğuna inanıyorum ve yok olup gittiklerini görmek isterim.

Arthur Evans 1877, 312

Arkeoloji alanında Evans ne derse o yapılırdı…Onu sorgulamaya cüret eden tek tük akademisyenler mesleki anlamda kesin ve süratli bir șekilde cezalandırıldı.

Margalit Fox 2013, 79-80

Hititlerin Mikenlerle doğrudan temas ettiğinden şüpheliyim, çünkü Batı Anadolu üzerindeki hâkimiyetleri pek sağlam değildi.

Christopher Mee 1982, 85