Bronz Çağı’nda hidrolik mühendislik



Troia yerleşiminin neredeyse iki bin yıllık başarısı kısmen Çanakkale Boğazı’nın girişindeki elverişli jeopolitik konumundan kaynaklanıyordu. Doğal akarsuları kontrol altına almak için yapılan yapay müdahaleler, Troialıların Geç Bronz Çağı’nda oldukça yaygın olan bu tür karmaşık hidrolik mühendislik projelerini gerçekleştirdiklerini gösterir. Bugün kısmen de olsa görünür olan kanallar ve havuzlar sayesinde Troia’nın kanallarının ve liman tesislerinin yeniden kurgulanması mümkün olabilir.

Elimizdeki Bilgiler

Manfred Korfmann’a göre Troia’nın ünü, Karadeniz’in girişindeki stratejik konumundan kaynaklanıyordu. Çanakkale Boğazı’nda çoğunlukla şiddetli esen kuzey rüzgârları, o zamanki gemilerin boğaza doğrudan girmesini engellerdi. Korfmann’a göre gemiler Troia limanında elverişli rüzgârları bekler, bundan dolayı da muhtemelen şehre hem liman, hem de kılavuzluk ücreti öderlerdi. Korfmann ile eski ekibinin Eski Çağ filoloji uzmanı Joachim Latacz, Hisarlık’ın 10 km güneyinde yer alan doğal Beşik Koyu’nun o dönemde liman olarak kullanıldığını düşünüyorlardı. Onlara göre ticari gemiler bile orada kumsala çekilmiş olmalıydı.

Troia Ovası’nda yürütülen jeomorfolojik araştırmalarda Karamenderes Nehri’nin bugünkü yatağının eski güzergâhından farklı yerde olduğu ortaya çıkmıştır. Ayrıca ovanın tamamı kurumuş nehir yatakları ve yapay su kanallarıyla kaplıdır. O dönemde Kiel Üniversitesi’nde coğrafya profesörü olan Peter Wilhelm Forchhammer ile İngiliz Kraliyet Donanması’ndan Thomas Spratt 1839 yılında ovada ölçümler yapmıştır. Forchammer’in çizimleri ve Spratt tarafından yapılan bölge haritası, 19. yüzyıl ortalarındaki arazi topografyasına mükemmel bir bakış açısı sunar. Bu çalışmalarda çökeltiyle dolmuş su kanalları ve kazılardan elde edilen kazı toprağı yığınları görmek mümkündür. Schliemann da Karamenderes nehir yatağının yerinin su taşkınlarının önlenmesi amacı ile değiştirildiğine inanırdı.

Öneriler

Yapay limanlar ve yeraltı suyolları

Geç Bronz Çağı Troia’sının yıkılmasından bin yıl sonra, aynı bölgede, Alexandria Troas isimli büyük bir şehir ortaya çıkar. Hisarlık’ın otuz kilometre kadar güneyinde bulunan bu şehrin en önemli özelliklerinden biri, bugün hâlâ görülebilen ve suyla dolu olan iki yapay limandır. Büyük Konstantin’in ilk önce Alexandria Troas’ı Doğu Roma İmparatorluğu’nun başkenti yapmayı düşündüğünü, fakat sonradan Konstantinopolis’e ve İstanbul’a dönüşecek olan Byzantium’da karar kıldığı sanılır.

Bu tür karmaşık hidrolik yapılar Geç Bronz Çağı’nda da görülmüştür. Bu yapılar arasında, akıntının ustaca yönlendirilmesi sonucu çökelti birikiminin engellendiği Suriye ve Filistin’deki yapay limanlar da vardır. Firavun III. Amenophis, MÖ 14. yüzyılda yukarı Nil bölgesinde bulunan Batı Thebes’te, yapay bir liman için iki kilometre karelik bir alanı kazdırmıştır. Miken döneminde Yunanistan’da da birçok hidrolik mühendislik yapısının varlığı konusunda bilgi sahibiyiz. Bu tür yapıların arasında bugün bile işlevselliğini koruyan, Tiryns yakınlarındaki nehir yatağının değiştirilmiş olması, Boeotia bölgesindeki Kopais Gölü suyunun tahliye sistemi ve Pylos yakınlarındaki Nestor limanı vardır.

Fakat başka hiç bir yerde Troia’daki kadar insan eli ile doğal nehir akıntılarına müdahale edildiğine dair işaretler yoktur. Troia Ovası’nın ortasından geçen nehrin antik dönemde iki ismi vardı; tanrılar tarafından Xanthos (“sarı nehir” İlyada 20.74) olarak adlandırılan nehir, sonradan yatağı insan eli ile değiştirildiği için “insan (andros) tarafından kazılmış (skamma) hendek” (Eustathios, Commentarii ad Homeri 20.74) anlamında Skamma andros (Skamendros, Skamender) olarak anılmaya başlanmıştır.

Troia’daki akarsu akıntıları ile liman alanının eskiden nasıl göründüğünü ve işlediğini belirlemek bütünüyle mümkündür. Bu teknik rekonstrüksiyonun günümüzde arazide görülebilen kanallarla havuzları temel alması gerekir. Bu bilgiler Yunanistan’daki Geç Bronz Çağı’na ait hidrolik yapılarla, Spratt’ın haritalarındaki veriler ve hidrolik mühendisliği alanında sahip olduğumuz bilgilerle karşılaştırılabilir. Buna göre sistemin şu şekilde işlemiş olması muhtemeldir; Karamenderes’ten ana su girişi daima güney yönünden, yani Karamenderes’ten gerçekleşirdi. Bu nehrin suyu yapay bir kanalla Beşik Koyu’na aktarılıyordu. Bir kaç metre genişliğinde ama on metre derinliğe kadar ulaşan bu kanal suyu hızlandırdığından mümkün olduğu kadar çok çökeltinin ovadan atılmasını sağlıyordu. Dolayısıyla Beşik Koyu sahilini oluşturan çökeltiler buraya yetmiş yıl önce Karamenderes adı verilen nehir sayesinde buraya ulaşmıştır.

Doğudan Dümrek (antik ismi Simois) Nehri de yukarı şehrin etrafını dolaşacak şekilde yönlendirilmişti. Hisarlık tepesinin alt tarafında küçük bir barınak bulunuyordu. Oradan taşkın ovasının batısında bulunan şehrin içine doğru bir kanal uzanırdı. Ulaşıma elverişli olan bu kanalın üzeri, Amsterdam kanalları örneğinde olduğu gibi, kısmen inşa edilmiş olabilirdi. Troialı aristokratlar ve ziyaretçileri sokakları kullanmadan teknelerle şehrin içinden geçip limana ulaşıyor olabilirlerdi.

Ancak liman tesislerinin en önemli özelliği, kalıntıları bugün dahi görülebilen, kıyı tümseğine açılmış, otuz metre derinliğindeki kesittir. Gemiler bu kesit yoluyla, kara üzerinden beş yüz metre kadar çekilip iç tarafa, çökeltiden yoksun tatlı suyla dolu bir iç havuza kontrollü bir şekilde çekiliyordu. Gemiler yükleme veya boşaltmadan sonra elverişli rüzgârları bekleyip batı akıntısının yardımıyla Çanakkale Boğazına doğru yol alabiliyor veya boğazın güney kıyıları boyunca akan ters akıntıdan yararlanarak doğuya doğru yol alıp Marmara Denizi’ne girebiliyorlardı. Bu sistemin hareketli hiç bir parçaya ihtiyacı yoktu; su seviyesi yüksek olduğu zaman farklı yükseklikte set duvarları taşma riskini ortadan kaldırıyordu.

Troialılar bu sistemle aşağıda belirtilen hedefleri gerçekleştirmiş oluyorlardı:

  1. Nehirler şehrin su ihtiyacını karşıladığı gibi, tarım alanlarının sulanmasında da kullanılıyordu.
  2. Kurak mevsimlerde su sıkıntısının önüne geçilmiş olunuyordu.
  3. Şehir nehir taşkınlarından korunmuş oluyordu.
  4. Şehir üç tane korunaklı limana sahip oluyordu.
  5. Çanakkale Boğazı’na gemiyle giriş mümkün hale geliyordu.
  6. Ana limandaki tatlı su, solucan ve yosunları gemilerin gövdesinden uzak tutuyordu.
  7. Eşmerkezli hendekler ilave bir savunma görevi görüyordu.
  8. Aristokratlar şehrin ortasından hızlı ve gizli bir şekilde geçebiliyordu.

Hatta, Guido de Columnis’in iddia ettiği üzere, mühendisler bu sistemi şehrin sokaklarını düzenli olarak suyla yıkanarak çöp ve pisliklerden temizlenmesini sağlamak için tasarlamış olabilirdi (5.177).

Troia’nın Hitit metinlerinde adı geçen Wiluşa ile aynı olduğunu varsayarsak, Hititlerin büyük kralı II. Muwattalli ile Wiluşa kralı Alaksandu arasında yapılan bir antlaşma, buradaki su yapıları ile ilgili bazı bilgiler sağlar. Bu antlaşma metninde Wiluşa’nın KASKAL.KUR adlı bir tanrısından söz edilir (KUB 21.1 iv 27-28). Bu terim “yeraltı suyolları” anlamına gelir.

Bibliografya

Forchhammer, Peter Wilhelm (1842): “Observations on the Topography of Troy.” Journal of the Royal Geographical Society 12, 28-44.
Forchhammer, Peter Wilhelm (1850): Beschreibung der Ebene von Troja. Heinrich Ludwig Brunner, Frankfurt am Main, 1-28.
Korfmann, Manfred (2003): “Some Observations on Equating Troia with the ‘Atlantis Myth.’” In: From Villages to Towns. Studies Presented to Ufuk Esin. Mehmet Özdogan, Harald Hauptmann & Nezih Basgelen (eds.), Arkeoloji ve Sanat Publications, Istanbul, 1-20.
Lenz, Carl Gotthold (1798): Die Ebene von Troia. Michaelis, Neu Strelitz, 1-306.
Roberts, Gildas (1970): Joseph of Exeter: The Iliad of Dares Phrygius. Balkema, Kapstadt, 1-114.
Zangger, Eberhard & Serdal Mutlu (2015): “Troia’daki Yapay Limanlar ve su Mühendisliğı: Bir Jeo-Arkeolojik Çalışma Hipotezi.” Olba 23, 553-589.
Zangger, Eberhard, Sergei B. Yazvenko, Michael E. Timpson, Falko Kuhnke & Jost Knauss (1997): “The Pylos Regional Archaeological Project, Part 2: Landscape Evolution and Site Preservation.” Hesperia 66 (4), 549-641.


Odysseus ve Agamemnon gemilerini savaş alanından uzağa, köpüren gri denizin kıyısına demirlediler – zira kendilerinden önce oraya varan gemiler ovaya (sic!) çekilmişti.

Homer, Ilyada 14.32

Herşey bu kanalların genel olarak kabul edilen antik dönemden çok önceki bir zamana ait olduğuna işaret ediyor. Bu tür kazılar insanlığın en eski tesisleri arasında sayılmaktadır.

Peter Wilhelm Forchhammer 1842, 38

Gemilerin bu alçak ama dik yamaçlı kıyılara çekilirken zarar görmemesi neredeyse imkânsızdı. Dolayısıyla kıyıya çekilmeyi mümkün kılacak ama zarar görmelerine engel olacak bir sistem gerekliydi. Bu amaçla, gemilerin zarar görmeden içinden kolaylıkla çekilebileceği, kademeli olarak denize doğru alçalan kanallar kazıldı – başka bir deyişle kıyıya kesikler açıldı.

Carl Gotthold Lenz 1798, 139, Alman mühendis ve binbaşı Müller’in İlyada’nın mekânı üzerine görüşleri

Gerçekte ne Yunanistan ne de Anadolu’da, suyun etkisini Troia ovası kadar şiddetli bir şekilde tecrübe eden bașka bir ova yoktur.

Peter Wilhelm Forchhammer 1850, 17

1989 yılında bir köylü, Troia’dan 1,8 km kuzeyde, Kumkale yönünde tarlaları için bir tahliye hendeği açarken 3,5 m derinlikte Roma dönemine (!) ait çimentodan bir duvarın yanında bir Pithos bulur.

Manfred Korfmann 2003, 11